ÇİN DİPLOMASİSİ ve BARIŞÇIL KALKINMA POLİTİKASI

ÇİN DİPLOMASİSİ ve BARIŞÇIL KALKINMA POLİTİKASI

II. Dünya Savaşı sonrasında, izolasyonist politikasını terk eden ABD, küresel oyun
kurucu rolünü üstlenmiştir. Bu dönemde tesis etmek istediği küresel serbest pazar
ekonomisine ve demokratik rejimlere karşı en büyük engel yayılmacı Komünist rejimin büyük
gücü Sovyetler Birliği’ydi. Realist bir çerçevede pragmatik hareket eden George Kennan’ın
ortaya attığı “Çevreleme Politikası”, Komünist rejimin çevrelenmesini ve etki alanın
azaltılmasını amaçlıyordu. Bu yaklaşımın ABD’nin ulusal güvenlik stratejisi olarak
benimsenmesi, Soğuk Savaş döneminin de en öne çıkan güvenlik parametresidir. 90
sonrasında ise ABD’nin karşısında yeni bir güç olarak Çin Halk Cumhuriyeti çıkmaya
başladı.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan iki kutuplu sistem, Sovyetler Birliği’nin
dağılmasına kadar devam etmiş ve sonrasında da ABD’nin küresel liderliğinde yeni bir
küresel düzene dönüşmüştür. Bu dönemin temel yaklaşımı realizm anlayışıyla şekillenen
askeri güvenliğe dayanıyordu. Kutuplar arası konvansiyonel ve nükleer silahlanma yarışı,
ABD ve Sovyetler Birliği’ni dünyanın birçok noktasında karşı karşıya getirmiştir. Bu
dönemin güvenlik algısını da belirleyen ve Amerikan hükümetlerinin de bu doğrultuda
politikalar geliştirmesine neden olan başlıca paradigma ise Sovyetler Birliği’nin
çevrelenmesiydi. Sovyetler’i ve onun Komünizm ideolojisini her alanda sınırlamak üzerine
geliştirilen bu güvenlikçi yaklaşım, ABD’yi Kore’den Vietnam’a, Tayvan’dan Mısır’a,
Sudan’dan Küba’ya kadar birçok bölgede savaşın eşiğine getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti de
Kore Savaşı sonrasında NATO şemsiyesi altında bu çevrelemenin bir kuşağı olmuştur. ABD
bölgesel müttefiklerini kullanarak Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) gibi
Ortadoğu’da ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTOM ve Asya-Pasifik bölgesinde de
Güneydoğu Asya Antlaşması Teşkilatı (SEATO) benzer güvenlik temelli oluşumlara gitmişti.
SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte, ABD her ne kadar küresel sistemin egemen
hegemonyası olmayı sürdürse de, son zamanlarda ekonomik, askeri ve dolayısıyla siyasal bir
güç haline gelen Çin, ABD’ye karşı en büyük küresel tehdit olarak görülmeye başladı. Her ne
kadar Çin, “barışçıl kalkınma” üzerinden bir politika geliştirerek, hegemon olma gibi bir derdi
olmadığını iddia etse de son zamanlardaki revizyonist girişimleri ABD’yi


kaygılandırmaktadır. Çin, Kuzey ve Güney Çin Denizleri üzerindeki egemenlik iddialarını
daha yüksek sesle dile getirmekte ve bölgede askeri olarak varlığını daha da artırmak için
yapay adalar inşa etmektedir. Diğer taraftan Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası
(DB) gibi Amerikan merkezli iktisadi kurumlara karşı bir alternatif geliştirebilmek için
2015’te Asya Altyapı Yatırım Bankasını (AAYB) kurmuştur. Amerika’nın desteklemediği ve
de üye olmadığı bu ekonomik örgüt, Çin öncülüğünde yeni bir dünya bankası rolüne
soyunmuştur.

Bu makalenin tamamını okumak için linke tıklayınız.